ana sayfa > Ders Ödev > Edebi Mektup Örnekleri

Edebi Mektup Örnekleri

Salı, 12 Eki 2010 yorum ekle yorumlara git

Edebi mektup örnekleri

Mektup;

Haber ulaştırma amacı güden, son derece içten yazılardır. Bir düşünce, duygu veya dileğin iletilmesi amacı güdülür mektupla. Genele, bir topluluğa seslenen mektuplar da olabilir. www.solizm.com Ünlü kişilerin, sanat adamlarının birbirine yazdıkları mektuplar edebi mektup özelliği gösterir. Bunlar bir düşünceyi, bir sanat görüşünü açıklayan mektuplardır.
Fuzuli’nin ?ikayetname’si edebiyatımızda ünlü bir mektup örneğidir. Tanzimat sonrası edebiyatımızda; Namık Kemal, Ziya Gökalp, Cenap ?ahabettin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı önemli edebî mektup örnekleri vermişlerdir…

TEVFİK FİKRET’ten SÜLEYMAN NAZİF’e 2 Şubat 1314 (1899)

Umutsuzluk.. umutsuzluk. umutsuzluk!.. Umutsuzum kardeşim; korkunç bir kızgınlık bunalımı içindeyim, sönüyorum. Bu biraz daha sürerse, eyvah!… Nedenini söyleyim mi? Fakat bu o kadar tuhaf ki, gülersiniz diye kendi halime gülüyorum. Koca bir dünya içinde yalnızım, Nazif! En yakın arkadaşlarımın arasında, sokağa çıplak çıkmış bir adam duygusuyla titriyorum; herkesin vicdanı kapalı, örtülü; yalnız ben çıplak! Herkes hiç olmazsa üniformalarla – ne diyeyim – mayasını örtüyor; herkes zamanın alçaklık süslerine bürünebiliyor; herkes namuslu geçinerek alçak yaşamanın kolayını buluyor; herkes bu rezalet havasında nefes alabilmek için bir kolaylığa, bir çareye, bir büyüye sahip.

İşte kalem namusu, basın namusu edebiyat namusu.. O da öldü, o da çiğnendi. Gazetesinde bir jurnal basamayanlar artık gazeteci sayılamıyor. Sonra içimizde o edepsizleri kötülüklerinin üstün gelmesinden dolayı kutlamaya koşarak, “Bir gazâ ettin ki hoşnûd eyledin Peygamberi” alkışlarıyla onların bu danışıklı dövüşlerini, namussuzluğun bu vicdanı kıran yengisini alkışlayacak namuslular da var.

Elvedâ ey aşk-ı nâmus, elfirâk ey sıyt-ı âr!
(Ey namus aşkı, ey utanmanın iyi ünü, Allahaısmarladık)

Bilir misiniz, bu zamanda namus, kılıfını kemirir bir cevherden başka bir şey değil. Size koşuyorum; elbette siz beni anlar, benimle ağlarsınız. Bayramın ilk günlerinden beri damarlarımın içinde bir kızgınlık zehiri dolaşıyor, kanımı kemiriyor. Burada artık herkesin benden ürktüğünü, kaçmak istediğini görüyorum. Herkes edepsizliğe hak veriyor; bana diyorlar ki: “Zaman haklıdır, akıllıdır; sen budalasın!” Allah aşkına siz öyle yapmayın, siz bari deyiniz ki: “Sen budalasın; fakat zaman haklı, akıllı değildir!”

Umutsuzluğumun derecesini düşünemezsin, kardeşim; kendimi taşlara çarpacağım geliyor. Fakat hani benim yurtsever kanımla kirlenecek bir temiz taş..?

(Tevfik Fikret, Muallim,
c.II, 1333/1917, no.14)


Lütfen sizlerde yorumlarınızı bizden esirgemeyin!

Sitemiz genel içerikli güncel paylaşım sitesidir. Lütfen küfürlü yorumlar yazmayın.
  1. HUNT
    Çarşamba, 05 Eki 2011 zamanında 18:02 | #1

    teşekkürler sitenizi beğendim ara sıra giriyorum solizm.com a

  2. AQUREO
    Çarşamba, 05 Eki 2011 zamanında 16:01 | #2

    Dostoyevski’ den Apollon Nikolayeviç Maikov’ a
    Cenevre 18 Mayıs 1868
    Mektubuna çok teşekkür ederim sevgili Apollon Nikolayeviç ve her şeyden evvel bana kızmayıp mektuplaşmamıza son vermediğin için sana minnettarım. Ama her zaman ruhumun derinliklerinde Apollon Nikolayeviç’in böyle bir şey yapmayacağını hissetmişimdi ben…
    Sonia’m öldü. Üç gün evvel gömdük onu. Ölümünden iki saat evvel onun öleceğini hiç bilmiyordum. Ölmeden üç saat evvel doktor bize her şeyin daha iyiye doğru gittiğini ve onun yaşayacağını söyledi. Sadece bir hafta hasta yattı. Zatürre olması sebeb oldu ölümüne.
    Ah benim sevgili Apollon Nikolayeviç’im ilk çocuğuma karşı olan sevgim herhalde çok komik bir şeydi. Beni tebrik edenlere öylesine komik mektuplar yazıp hislerimi belirttim ki. Herkesin gözünde rezil kepaze olduğumdan hiç şüphem yok. Ama sana sana sevgili dostum hiçbir şeyi söylemekten utanmıyorum. O zavallı küçük sevgili yaratık daha üç ayını doldurmadığı halde benim için kendine has özellikleri ve kişiliği olan bir kimseydi. Daha yeni başlamıştı beni tanıyıp sevmeye. Ne zaman yanına gitsem daima gülümsüyordu bana. Şimdi gelmişler beni teselli edip muhakkak başka çocuklarımın olacağını söylüyorlar. Peki ama Sonia nerde? İnan bana eğer hayatta kalabileceğini temin etseydim onun yaşaması için çarmıha gerilerek ölmeye çoktan razı olurdum. Artık bundan bahsetmeyeceğim. Karım ağlıyor. Yarından sonra onun minicik mezarına son bir defa veda edip başka bir yerlere gideceğiz. Anna Nikolayevna (not: karısının annesi) bizlerle beraber kalıyor. Küçüğümüz ölmeden sadece bir hafta evvel geldi buraya…
    On beş gün evvel başlayan Sonia’nın rahatsızlığından bu yana hiç çalışamadım. Katkov’a bir mektup yazarak özür diledim. Roussky Viestnik’in mayıs sayısında kitabımdan sadece üç kısım çıkabilecek. Ama şimdiden sonra gece gündüz çalışabileceğimi umuyorum. Böylelikle haziran sayısından itibaren muntazaman çıkmaya başlıyacak romanım.
    Kızımın manevi babası olmayı kabul etmene de ayrıca teşekkür ederim. Ölümünden bir hafta evvel vaftiz edilmişti küçüğüm….

    Ceyhun Atuf Kansu’ dan Orhan Asena’ ya
    Ankara 4 Ekim 1964
    Sevgili kardeşim Orhan
    Belki bu mektubum oraya vardığı zaman sen bir çocuk hastanesine kavuşmuş olacaksın. Böylece huzurunun bir bölüğü gerçekleşmiş olacak. Bütün sıkıntılarım sanatçı-hekim ikiliğinden doğuyor. Şimdi Ankara’da tiyatrolar perdelerini açıyor. Gözüm o kadar alışmış ki Orhan Asena adı altında bir oyun arıyorum bulvarları dolduran afişlerde. Bu yıl yerli oyun bakımından tiyatrolar oldukça dolgun. Geçen yılın en güzel başarısı Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı” oldu. Bu Türk oyun biçiminden yararlanan –toplumsal yergiyi- temel alan ve Türk opereti geleneğine dayalı güzel bir oyundu. Gılgameş sergisi üzerine yazdıklarını okudum. Orhan burada da ayırd ettiğim bir kusurun – kusur denebilirse buna- var senin başkalarının yargısına çok değer veriyorsun. Otuz yıla varan yazarlık hayatımda ben kimin ne dediğine pek önem vermedim: yapabileceğim yapmak istediğim şeyi yaptım. Bir az gelişmiş toplumda onun bunun yetersiz –çoğu kez bilgisiz ve dayanaksız- yargılarına hiç aldırmadım. Bir az gelişmiş toplumun sanat eserleri karşısında eleştiri ve yargı gücü de az gelişmiş oluyor: tozdan dumandan ve –manevi eresiondan- gerçek ölçüler kayıp gidiyor.

    Bu yıl Tahsin Saraç’ın “Günümüz Fransız Şiiri” kitabı Türk Dil Kurumu “Çeviri Ödülü”nü kazandı. Bundan Türk Kültür Derneklerinde attığımız adımın güzelliğini ve yararını anla. “Pusuda” bütün Türkiye’de oynanıyor. Yalan ve Ocak öyle… Ama ne oldu -az gelişmiş toplumun ürettiği o yetersizler kadrosu- işlerimize ve yaptıklarımıza engel oldular. Peki kendileri bir şey yapabildiler mi? Neden ki yetersizdiler ve bizimle temel anlaşmazlıkları bundan doğuyordu.
    Basılı Eğitim Malzemeleri Hazırlama Merkezi’nden iki ay önce kadar ben de ayrıldım. Şimdi kitap verirlerse yazacağım. Her şey – her yer az gelişmiş bir ülkede yetersizlerin sığların eline geçiyor. Bir kurumu hızla bir (yemlik) haline getirmenin yolunu buluyoruz. Bunların dışında soyut diye beğenmediğimiz halk yönetimi ortamında Türkiye hızla uyanıyor: güzel bir demokrasi savaşı. Türkiye’nin geleceğine umutlarla iyimserlikle bakıyorum. Düşüncenin uyandığı her yerde umut ve yapıcılık da boy atar.
    Gözlerinden sevgiyle öperim.

  3. Çarşamba, 05 Eki 2011 zamanında 15:59 | #3

    çok teşekkürler site sahibi

  1. şimdilik geri bağlantı yok